|
|
Sirius Yıldızı ve
Türkler
Burada anlatılanlar sadece bir yıldızın
özellikleri ve gizemi değil bu Yıldızın ne zaman ve kimler
tarafından da bilindiğini de saptayabilmektir. Türklerin Barbar bir
kavim olarak tarihe geçirenlere verdiğimiz bir cevap olmalıdır. Türk
Mitolojisinde sık sık geçen Kurt ve Kurt'un yol göstericiliğinden
bahsettikten sonra şunu da belirtelim ki bahsedilen Sirius Yıldızı
Türk Damgalarında Kurt Başı ile temsil edilirdi ve Çin kaynaklarında
nereden geçtiği pek bilinmeyen “Göksel kurt” ifadesi bulunmaktadır
dedikten sonra Türklerin bu yıldızı yüzyıllardan beri tanıdığını
kanıtlamış oluyoruz.
Dogon halkı ve sonrasında Sirius Yıldızı:
Batı Afrika'da Mali Cumhuriyeti'nde yaşayan Dogon
halkı, Sirius yıldızının dönüşü hakkında çok ilginç bir mitolojik
inanca sahiptir. Günümüzde Mali Cumhuriyeti'nde birkaç yüz bin Dogon
yaşamaktadır ve bu kabile halkı üzerinde antropologlar, 1930
yılından beri yoğun incelemeler yapmaktadırlar. Dogonların bazı
mitolojik esasları, Eski Mısır uygarlığına ait hikâyeleri
anımsatmaktadır. Bu nedenle de bazı antropologlar, Dogon kültürü ile
Eski Mısır uygarlığı arasında bir bağlantı olduğu kanısındadırlar.
Sirius yıldızı, eski çağ toplumlarına kesinlikle yabancı olmayan bir
yıldızdır. Eski uygarlıklar tarafından bilinen ve tapınılan gökteki
parlak yıldızlardan birisidir (Parlak olmasının nedeni, bize olan
uzaklığının 8.6 ışık yılı -yani en yakın yıldızlardan birisi-
olmasıdır.) Eski Mısır üzerinde şafak vakti ortaya çıkması, meydana
gelmesi olası Nil taşkınlarının habercisiydi.
Fransız antropologları Marcel Griaule ve Germaine Dieterlen, 1946-50
yılları arasında Dogonlar'la birlikte yaşadıktan sonra, dört
başrahipten aldıkları astronomik bilgileri Bir Sudanlı Sirius
Sistemi adlı makalede toplamışlardı.(1) Bu makaleyi değerlendiren ve
büyük önem veren İngiliz yazarı Robert Temple, yazdığı Sirius Gizemi
adlı kitabında ilginç iddialar ortaya atmıştır.
Bilim öncesi çağ yaşayan toplumların tersine, Dogonlar gezegenlerin
(tıpkı yerküresi gibi) kendi eksenleri çevresinde döndüklerine aynı
anda da Güneş çevresinde döndüklerine inanmaktadırlar. Ayrıca Dogon
halkı, Jupiter'in dört tane uydusu olduğuna ve Satürn'ün çevresinde
yüzük biçiminde bir halka bulunduğuna da inanmaktadırlar. Hatta daha
ötesi; Dogonlar Sirius yörüngesinde 50 yılda bir devrini
tamamlayarak dönen karanlık ve görünmeyen eş bir yıldızın var
olduğunu ileri sürmektedirler (Temple'ye göre bu eş yıldızın
yörüngesi elips biçimindedir). Dogonlar Sirius'un bu eşinin çok
küçük ve çok ağır bir yıldız olduğuna ve yeryüzünde bulunmayan "sagala"
adını verdikleri bir metalden oluştuğuna da inanırlar.
Carl Sagan, Broca'nın Beyni adlı kitabında bu satırlara ilk göz
atışta, Dogonların Sirius öyküsü'nün, insanın geçmişte ileri düzeyde
bir dünya dışı uygarlıkla temasını içermeye, en iyi aday olabilecek
bir kanıt olarak göründüğünü yazar. Sagan, Sirius yıldız sistemi ile
ilgili olarak şu bilgileri verir:
Çok ilginç olan bir gerçek, Sirius A'nın çok karanlık bir eşi olması
ve Sirius B olarak tanınan bu eş yıldızın, onun çevresinde her
(50.04 + 0.09) yılda elips biçiminde bir yörünge çizerek dönmekte
olmasıdır. Sirius B yıldızı, modern astrofizikçiler tarafından,
sönmüş bir yıldız, bir "beyaz cüce" olarak keşfedilen ilk örnektir.
Sirius B yıldızının maddesi, yeryüzünde bulunmayan ve relativistik
bozulmaya uğramış bulunan bir maddedir. Bu madde içinde elektronlar,
atom çekirdekleri çevresinde dönerek dışarıya fırlamamaktadır. Bu
nedenle, büyük olasılıkla, onun maddesinin metalik bir madde
olabileceği söylenebilir. Sirius A yıldızının, "Köpek burcunun
köpeği" olarak tanınmasından beri Sirius B yıldızı, onun "yavrusu"
olarak bilinmektedir...(2)
Günümüzde kitapları en çok okunan bilim yazarlarından Isaac Asimov
da, Patlayan Güneşler adlı kitabında Sirius yıldızının kütlesine
değinmektedir:
...Gökbilimciler Sirius B'nin çekim gücünden onun kütlesinin
Güneş'imizin kütlesinin 1.05 katı olduğunu hesaplamışlardı. Ve bu
kocaman kütle, Dünya'mızın boyutlarındaki küçük bir hacim içinde
sıkışmış olarak bulunuyordu. Dünya'nın ortalama yoğunluğu (kuşkusuz
tüm gezegenimizi homojen bir kütle olarak düşünürsek), her metre
kübü yaklaşık 5500 kg olarak bulunur. Oysa, Sirius B'nin yoğunluğu
bunun 530.000 katı olarak hesaplanmaktadır. Bu durumda, Sirius B'nin
bir metre kübünün ortalama yoğunluğu yaklaşık 3 milyar kg'dır. Bunu
gözle görülen bir örnekle açıklamayı istersek sözgelişi bir Amerikan
madeni 25 cent'i, Sirius B'yi oluşturan maddelerden yapılmış olsaydı
böyle bir paranın ağırlığı 1.9 ton kadar olacaktı.(3)
Sagan'n ve Asimov'un bu satırlarını okuduktan sonra insan, elinde
olmaksızın, bu konunun biraz daha derinlerine inmek istiyor. Her
şeyden önce de, Sirius B'nin ne zaman saptanabilmiş olduğunu merak
ediyor. Bu konuda Asimov, şu bilgileri aktarıyor:
İlk kez bir yıldızın gerçek uzaklğını hesaplayan gökbilimci olan
Friedrich Bessel, 1844 yılında Sirius'un devinimini inceliyordu.
Normalde yıldızlar kendine özgü devinimlerini yaparken pek ağır düz
bir hat üzerinde hareket ederler. Oysa, Bessel'in Sirius yıldızında
saptamış olduğu, dalgalı bir devinimdi. Bessel, bu tuhaf durum
üzerinde kafa yordu ve yıldızı dikkati çekecek kadar yolundan
uzaklaştırabilen şeyin ancak bir başka yıldız olabileceği sonucuna
vardı. Ancak Bessel bu arkadaş yıldızı görememişti.
Daha sonra 1862 yılında Amerikalı gökbilimci Alvan G. Clark yeni
teleskobunu test ederken Sirius'un yakınındaki sönük ışığın içinde
bir parıldayışın gerçekleştiğine dikkat etti. Başlangıçta bunu
teleskobunda bir defo sandı. Ama gökbilimcinin sonraki incelemeleri,
sönük bir yıldızı görmekte olduğunu ortaya koydu.(4)
Robert Temple'nin de sorduğu gibi insan, "Acaba Dogonlar bu yüksek
bilgiyi nasıl ve nereden elde etmişlerdir?" diye sormadan edemiyor.
Dogonlara bu bilgiyi Temple'nin ileri sürdüğü gibi; Sirius
sisteminden gelen ve "Nommolar" olarak adlandırılan "yüzer-gezer
varlıklar" bırakmış olabilir mi? (Temple bu ziyareti 5000 ile 3000
yıl önceye koyar.) Ya da dünya dışı varsayıma alternatif olabilecek
başka bir varsayım ileri sürülebilir mi?
Eski majik dinler üzerinde araştırmalarda bulunan ve Dogonların Eski
Mısır kültüründen etkilenmiş olabileceğini düşünen Murry Hope, olgun
bir Mısır kültürünün aniden ortaya çıkışı ve erken dönem
Mısırlılar'ın, Sirius'a gösterdiği yoğun ilgi konusunda, aynı ölçüde
dikkate değer başka açıklamalar bulmaktadır. Araştırıcıya göre; bu
erken dönemden elimize ulaşan bilgiler ışığında, bir Sirius etkisi
olduğu tartışılmayacak derecede açıktır. Ancak bu bölgelerdeki yerli
halklar "uzaylılarla bizzat temasa mı geçtiler, yoksa bu bilgileri,
gene yeryüzündeki teknolojik ve bilimsel açıdan son derece gelişmiş
başka uygarlıklardan mı aktardılar" işte bu nokta
tartışılabilir."(5)
Ne var ki, Hope'nin yeryüzünde teknolojik ve bilimsel açıdan son
derece gelişmiş dediği uygarlıktan kastetdiği efsanevi "Atlantis
uygarlığı"dır. Hope kitabında kişisel görüşünü şu cümlelerle
aktarır:
Benim görüşüm, gezegenimizin uzak tarihinde bir Sirius bağlantısının
gerçekleşmiş olduğu yönünde. Ancak bu bağlantının Atlantis
uygarlığının oluşum dönemine rastladığı fikrindeyim. Yani, uzaylılar
kozmolojik bilgilerini Atlantisli alimlere aktarmışlardı.
Atlantislilerin Terazi, Başak ya da Aslan astrolojik çağlarında uzak
galaksilere yolculuklar yaptıklarını öne süren psişiklere, üzülerek
katılamıyorum. Ancak, bazı "uzaylı gezginler" vasıtasıyla bu
konularda bilgilendirilmiş olabilirler. Bu gezginler daha sonra
Dünya'dan ayrılmış olmalılar. Öğrencilere de bu bilgileri, en iyi
bildikleri yollarla diğerlerine aktarmak kalmıştır.(6)
Peki bu astronomik bilgiler Dogonlara Avrupalılar tarafından
öğretilmiş olabilir mi? Her ne kadar Temple, 1931 yılına kadar
Dogonların Avrupalılar tarafından ziyaret edilmediğini söylüyor olsa
da Carl Sagan, çağımızın başlarında bir Fransız'ın Batı Afrika'yı
ziyaret ederek, Sirius yıldızı hakkındaki görüşlerini, Dogon halkına
anlatmış olabileceğini düşünmektedir. Bu Fransız; bir misyoner, bir
maceracı ya da bir antropolog olabilir -bu kişilerin pek çoğu
hevesli amatör gökbilimcilerdir. Dogonlar da böylece, ondan bu
bilgileri edinmiş olabilirler. Bu bilgileri özümseyen Dogon halkı,
ritüel törenlerinde kullanmış olabilirler. Zira yakın geçmişte
Arizona'da, Yeni Gine'de bunun örnekleri var olup, taş çağı
insanlarının mitolojilerine yeni hikayeler, şarkılar ve bilgiler
girerek, hızla özümsenebilmektedir. Bu tip özümsemeler, eğer konu
halkın ilgisini çekebilecek kadar ilginç olursa, çok hızlı
gerçekleşebilmektedir. Ayrıca Birinci Dünya Savaşı'nda (1914-1918)
bir çok Dogon'un Fransız ordusuna hizmet ettiği de bilinmektedir.
Bunlardan bazıları topraklarına geri döndüklerinde, yerli halk
öykülerine renkli motifler katabilirlerdi. (7)
Dogon inanışlarını gözden geçirdiğimizde; Dogonların Jupiter'in dört
tane uydusu olduğuna ve Satürn'ün güneş sisteminin en uzak gezegeni
olduğuna inandıklarını görürüz. Halbuki günümüz astronomik
gerçeklerine göre; Jupiter'in 16 uydusu bulunduğu gibi, Satürn de
Güneş sistemimiz içersindeki en uzak gezegen değildir. Ayrıca
Dogonlar, 1977'de keşfedilen Uranüs ve halkalarına ise hiç
değinmezler. Bu durum, Dogonlar'ın elde ettikleri bilgileri dünya
dışı bir kökenden değil, Avrupalılar'dan almış olabilecekleri tezini
destekler.
Sirius gizemi üzerine birçok eleştirel makaleler yayınlanmıştır.(8)
NASA'da görevli James Oberg de Temple'nin kitabını
inceleyenlerdendir. Ancak o, Temple'nin bir iddiasını doğru bulmaz.
Temple, "...Bu vaha merkezi (Siwa) ve Teb, Behdet'e eşit uzaklıkta
yer alırlar. Eski mısırda, yeryüzü, uzayda bir küresel cisim olarak
düşünülür ve Sirius bilgisi gelecek kuşaklara aktaracak kuruluşlar
dahilinde yeryüzü üzerine projeksiyonlar yapılır" diye yazmaktadır
(bkz. Sirius Gizemi, s. 262). Temple'ye göre Mısır'da yapılan bu
gibi kesin hesaplamalar, doğrulukla yapılan jeodezik ölçmeler sonucu
bulunmuştur. Temple, Behdet'i bir harita üzerinde 31.230 doğu,
31.500 kuzey ve Teb'i 32.630 doğu, 25.700 kuzeye yerleştirir.
Küresel trigonometri ile Oberg, Siwa-Behdet bacağını 612.3 km ve Teb-Behdet
bacağını 654.8 km hesaplar. NASA uzay fotoğraf laboratuvarındaki
hassas haritalar ise Behdet'i 31.030 kuzey, 30.280 doğu olarak
gösterir ki, bu da Temple'nin Behdet'i 31.230 doğu, 31.500 kuzey
olarak yerleştirmesinden bir 100 km daha uzağa götürür. Behdet,
Siwa'dan 521.0 km ve % 20 sapma ile Teb'den 625.9 km uzaktadır.(9)
Son olarak şunu da ilave edelim: 1977'de iki radyo gökbilimci
teleskoplarını Sirius yıldız sistemine bir yapay radyo sinyali
alabilirmiyiz diye doğrulttular. Hiç birşey algılamadılar. Sirius
sistemindeki yıldızların yaşı ve enerjisinden edinilen bilgiler
ışığında, bu sonuç süpriz değildi. Orada yaşamı ortaya çıkarabilecek
ve geliştirebilecek hiçbir dünya benzeri gezegen mevcut olamazdı.
Çünkü bir çift yıldız olan Sirius sisteminde; Sirius A, A1 sınıfı,
Güneş'imizden daha sıcak ve daha genç, Sirius B ise bir beyaz
cücedir. Dogonlar'ın inanışlarında kabul gören Sirius C yıldızı ise
Temple'nin iddia ettiği gibi günümüzde henüz keşfedilmiş değildir.
Burada bir alıntıyı aktarıyoruz:
"Bugüne dek yeryüzünde tradisyonlarda,
ezoterizmde, teozofide ve kimi eski uygarlıklarda en çok sözü edilen
ve en fazla saygı duyulan kutsal yıldız Sirius olmuştur.
Sirius'ün bilinen fiziksel özelliklerinden,adlarından ve
sembollerinden ziyade Sirius'ün ne olup ne olmadığını, Dünya
gezegeni okulu için önemini ve Sirius hakkında söylenilen 'tutarlı'ezoterik(gizli)
bilgileri açıklamaya çalışacağım.
Sirius'un önemi, eski Mısır ve Yunan inisiyasyonlarında görüldüğü
gibi, devremizin eski çağlarının ezoterik tradisyonlarında daima
bilinmekte olmuşsa da, günümüz uygarlığı tarafından Mısır hiyeroglif
yazısının çözülmesinden sonra keşfedilmeye başlanmıştır. Sirius
konusunun popülerlik kazanması ise gerek Fransız etnolog Marcel
Griaule ve asistanı Germaine Dieterlen'in 1930'lu yıllarda
Afrika'nın Dogon yerlilerinden Sirius hakkında öğrendikleri
bilgileri Batı'ya aktarmalarıyla, gerekse araştırmacı yazar Robert
K. Temple'ın bu bilgileri ele aldığı 'Sirius Gizemi' adlı kitabının
yayımlanmasıyla gerçekleşmiştir. Çağdaş insanın 'ilkel' diye
nitelendirebileceği, totemleri olan bu yerlilerin astronomi hakkında
bildikleri bazı bilgiler o dönemin(1930'lu yılların) astronomi
bilgileriyle paralel olmakla kalmıyor, bazı noktalarda o dönemin
astronomi bilgilerini de aşıyordu.
Peki neydi bu bilgiler?...Bu bilgilerden burada yalnızca Sirius ile
ilgili olanlardan söz edeceğim. Dogonların 1930'lu yıllarda
Sirius'la ilgili bildirdikleri bilgiler şunlardı:
1- Sirius bir çiftyıldızdır. Gözle görülmüyorsa da Sirius-A
yıldızının bir eşi vardır.Her iki yıldız birbirleri çevresinde
dönerler.
2- Sirius-B cüce bir yıldız olmasına karşın maddesi çok ağır bir
yıldızdır.
3- Sirius-A ve Sirius-B'nin dolanım periyotları 50 yıldır.
4- Sistemde dolanım süresi 50 yıl olan üçüncü bir yıldız daha vardır
ki, bunun bir gezegeni bulunmaktadır.
Dogonların verdikleri bu bilgiler o yıllarda astronomlar tarafından
bilinmiyordu. Sonraki yıllarda yapılan keşifler Dogonlar'ın
söylediklerini haklı çıkardıkça astronomlar şaşkınlığa düşmüşlerdir
(Sirius-B yıldızı. günümüzde en gelişmiş teleskoplarla bile güçlükle
görülebilmektedir) Sirius-A ve Sirius-B yıldızlarının dolanım
periyotları günümüzde en hassas ölçümlerle 49.9 yıl olarak saptanmış
ve sistemde üçüncü bir yıldızın varlığı 1995'te astronomlarca
onaylanmıştır. Dogonların bu bilgileri nasıl edindikleri ayrı bir
gizem konusudur. Ayrıca Dogonlar'a göre yıldızlar aleminin merkezi
Sirius-B yıldızı olup, Dogon deyişiyle'emirler Sirius_B'den Sirius-A'ya
Sirius-C aracılığıyla aktarılmakta'dır. Dogon inisiyelerine göre
Dünya'ya Sirius-B'den şimdiye dek açıklananlar, açıklanacakların
22/60'ını oluşturmaktadır ki, kalanı gelecekte açıklanacak ve
Dünya'yı değişikliğe uğratacaktır.(Dogonlara göre Sirius-B'nin
sayısal sembolü22'dir,ezoterik tradisyona göre de Sirius-A'nın
sayısal sembolü 23'tür)
Peki, Dünya'ya daha yakın ve dolayısıyla Dünya'dan daha büyük
görünen Güneş gibi bir yıldız varken niye Dogonlar ve onların
yanısıra eski Mısırlılar gibi birçok eski uygarlık Sirius'ü daha çok
önemsemişti? (Eski Mısırlılar koskoca Güneş bütün görkemiyle
dururken, takvimlerini Güneş kadar parlak görülmeyen ve 'bedenlerini
ölüm olayı ile terkeden ruhların gitikleri yer' diye
nitelendirdikleri bu yıldızı esas alarak hazırlamışlardır). Bu
sorunun yanıtını ezoterik tradisyon lafı fazla dolandırmadan
vermektedir:
Sirius sistemi galaktik sevk ve idare merkezlerinden biridir. Sirius
kültürünün bir gezegene indirilme biçimi gezegenin maddi ve manevi
koşullarına göre değişir. Kimi koşullarda doğrudan bir irtibat, kimi
koşullarda bir din tarzında meydana gelir. Sirius kozmik kültürünün
en ayırt edici özelliği tektanrılı tedris(öğretim) sistemidir.
Yeryüzünde bir Mu devresinden itibaren Sirius kozmik kültürü
hakimdir. Dünya gezegeninin yönetimi ve tekamülü halen Sirius
ulularına aittir ve bir Mu devresinden itibaren yeryüzünde ulvi
nitelendirilen her türlü bilgi akışının kaynağı Sirius'tür. Mu
devresindeki bilgi akışı biçimiyle ile şimdiki devrenin bilgi akışı
biçimi aynı değildir.Dünya-dışı uygarlıklar Sirius ulularının izni
olmadan Dünya ile irtibat kuramazlar. Eski devrelerde bu izin birçok
kez verilmişti. Sirius kültürü temsilcilerinin kendileri ise,
tekamül düzeyi çok geri olan Dünya gezegeninde çok nadiren,
insanlığın çok büyük ve kitlesel tekamül ihtiyaçları sözkonusu
olduğunda enkarne olurlar. Dünyanın içinde bulunulan şimdiki
devresinde ancak iki Siriyüsyen, değişik zamanlarda enkarne olmuş,
görevlerini yapıp geldikleri yere dönmüşlerdir. Döndükleri yer
denilirken bir mekan sözkonusu değildir .Üç boyutlu alemin tekamül
ortamlarının yönetimiyle meşgul varlıkların boyutu olan dört boyutlu
alem için mekan sözkonusu değildir...'
Sirius'ün gizemli bir yıldız olması ve eski uygarlıkların
inanışlarında önemli ve kutsal bir yer tutması, her alanda olduğu
gibi, bu alanda da,konunun çekiciliğinden yararlanmak
isteyenlere,bilimkurgu türünde kitap yazanlara, Sirius'le irtibat
kurabildiğini ileri sürebilecek derecede bilinçsiz kimselere ve
özellikle bedenli obsedörlere(-'obsedörler' yazımda bu tip kimseleri
açıklamıştım-) malzeme olmuştur. Öyle ki, birçok ülkede ve özellikle
A.B.D'nde Sirius'lüleri sıradan uzaylılar olarak ele alan yığınla
sapık tarikat türemiştir. (A.B.D.'nde Sirius-B adıyla bir örgüt ve
bir köy bile kurulmuştur).Her önüne gelen ruhsal veya kozmik bir
kaynaktan Sirius'le ilgili mesajlar aldığını ileri sürmektedir ve ne
yazık ki, konuya ilgi duyan saf ve iyiniyetli insanların
azımsanmayacak bir kısmı her okuduğuna veya her söylenilene bir
süzgeçten geçirmeden inanmaktadır.İşte bu yazımda siz sevgili
okuyucularıma Sirius hakkında söylenilen,kısmen hatalı veya yanlış
taraflarının olabileceklerini gözönünde bulundurmakla
birlikte,doğruya en yakın gördüğüm bilgileri sunmaya çalışarak,
elekleri az çok küçük bir süzgeç oluşturmaya çalışmaktayım.
Sirius kültürünün şimdiki devrede çeşitli zamanlarda,çeşitli
vazifeli varlıklarca dönemlerin ve toplumların koşullarına göre
aktarılmış olduğuna dikkat çeken M.T.İ.A.D. eski başkanı Ergün
Arıkdal,Sirius kültürünün en ayırt edici özelliği olan
tektanrıcılığı hakkında şu bilgileri vermektedir:
Asıl kaynağı galaksimizin dışında bulunan Sirius kültürü vasıtasıyla
milyonlarca güneş sisteminin tekamül etmesi
sağlanmıştır(...)Mısır'daki Ra güneşi Sirius güneşini ifade
eder(...) Bu Sirius,Sirius-A'dan ziyade Sirius-B'yi ifade
eder(...)Bizim Dünya üzerindeki uygarlıklarımızın ve tüm
inançlarımızın temeli Sirius kültürünün yayılmasından ibarettir.
Asıl kültür ve bilgelik bu Sirius kültürünün çeşitli zamanlar
içinde,çeşitli beşeri topluluklara uyarlanmış olmasıdır.Her
topluluğa uyum sağlayacak bir kalıba dökülmüş bir inanç şeklinde bir
cümle içine sığdırılmıştır bu kültür: Bu kültür,güneş kursu ile
gösterilen,bir ve tek olan Yaradan'ı anlatır.Merkezinde Yaradan
bulunan,yaratılmış olanların oluşturduğu çemberle ifade edilen bir
kozmogonik anlayış(...) Kendini bu konuya adamış varlıklar, Sirius
bilgilerini zaman içinde insanlara aktarmaya
çalışmışlar,aktarmışlar,eğitmiş lerdir.'
Sirius hakkında söylenilen, az çok tutarlı bulduğum bilgilerden
bazıları şunlardır (Bununla birlikte aşağıdaki sözleri söyleyen
kimselerin buraya almadığım fikirlerinin çoğunu tutarsız bulduğumu
eklemek istiyorum):
Sirius, galaksinin bulunduğu bölgesine güç dağıtan, Güneş'in
ardındaki spiritüel güneştir. Doris Lessing
Sirius Güneş Sistemi'nin işleyişi için merkezi bir role sahiptir,
özellikle iklim değişikliklerinde ana etken Sirius'tür.' Schwaller
de Lubicz
Dünya gezegeninde evrimle ilgili tüm gelişmeler Sirius
çiftyıldızıyla ilgilidir.Dünya insanının genetik yapısında çok eski
zamanlarda yapılmış bir Siriyüsyen müdahele sözkonusudur.İnsanlık
genler yoluyla da programlanmıştır. Murry Hope
Dünya insanının genetik yapısında Sirius katkısı vardır.Sirius'lüler
üç boyutlu evrenin ötesindeki bir boyutta yaşayan varlıklardır.Dünya
ile ilgili bu dönemdeki çalışmaları, Atlantis dönemindeki gibi
değildir. Ruth Montgomery
Sirius'lülerin (Sirians) bir kısmı etherik planlarda enkarnedir,bir
kısmı ise üst boyutun (dört boyutlu ortamın) varlıklarıdır.
Sirius'lüler birleşik şuurlardan oluşan bir grup şuurudur. Sirius
kültürünün izleri Atlantis, Mısır ve Maya uygarlıklarında da
görülebilir.' Bir teozofik kaynak
Dünya'nın genetik projesinde Sirius'lüler rol oynar. Dünya'daki homo-sapiens
(insan) türünü genetik olarak yaratan Sirius'lülerdir. İnsan varlığı
için Sirius'lülerin boyutuna nüfuz edebilme ancak şuur yoluyla
olanaklıdır (...) Yunuslar ve balinalar denetlenen bir evrim
sonucunda bugünkü formlarına gelmişlerdir.' Lyssa Royal
Babilliler'e uygarlığı öğretmiş olan, hem suda hem karada
yaşayabilen Oannes'ler hakkındaki bilgiler, kaynağın Sirius
sistemindeki bir gezegen olduğuna işaret etmektedir' Robert Temple
Denizlerdeki memeliler olan yunuslar ve balinaların kökeni Sirius
sistemidir. Bunların beyinlerinde insanlara kıyasla farklı bir lob (epifiz
bezi) vardır (...) Dünyadaki homo-sapiens (insan) türünün atalarının
maddi genetik yapısındaki DNA'lar, Sirius'lülerin eseridir. Bu iş
çok uzun zaman öncelerine dayanır. Yani içinde bulunduğumuz
bedenlerin imalinde Siriyüsyen katkı vardır. Bedenlerimizin genetik
yapısı üzerinde halen çalışmaktalar (...) Sirius'lüler bir başka
boyutun varlıklarıdır. Sirius'lü rehberler Dünya insanlığının
tekamülünde, uyanmasında, rol almışlardır. Sirius'lü rehberler
insanların tekamül etmesi, şuurlanması için insanların fiziksel
bedenlerinin yanısıra, esiri(etherik),astral,mantal ve ışıksal
bedenlerinin üzerinde de çalışırlar. Üç boyutlu alem üzerinde beş
duyumuzla algılayamayacağımız süptil yollarla, üst boyutlarda ise
kavrayamayacağımız daha doğrudan yollarla çalışırlar. Sirius'lüler
üç boyutlu bir objenin hem içini,hem dışını, hem de üst boyuttaki
yansımasını aynı anda görebilirler. Onların boyutuna ancak şuur
hallerimiz sırasında,yani şuur kısmımızla nüfuz edebiliriz(...)Sirius'lüler
bu devrede Dünya'da ancak, Dünya insanlığının tekamülünde özel bir
vazife sözkonusu olduğu zaman enkarne olurlar. Sirius galaktik
federasyonla ilişki halindedir.'
Lori Tostado
Not: Yazıma son vermeden önce Kuran'da Sirius'le ilgili olarak
keşfettiğim ilginç bir rastlantıyı sizlere aktarmak istiyorum:
Sirius (Arapça adıyla Şi'ra) Kuran'da adı geçen tek yıldız olup,
kendisinden Necm (Arapça'daki anlamı yıldızdır) suresinde söz
edilir.Bilindiği gibi,Sirius-A ve Sirius-B yıldızları birbirleri
çevresinde her 49,9 yılda bir çift yay çizerek dolanırlar. İlginç
rastlantı (tabi rastlantıysa) şu ki, sözkonusu yıldızdan surenin
49'uncu ayetinde söz edilmekte olup, aynı surenin 9'uncu ayetinde
iki yıldızın yörüngelerini ima edercesine iki yay ifadesi
geçmektedir. Her iki ayetin sayılarını yani 49 ve 9'u yan yana
getirdiğimizde ise sözkonusu yıldızların son zamanlarda saptanmış
dolanım süreleri olan 49,9 (yıl) sayısını oluşturduğumuzu
görmekteyiz ...sevgilerle..."
Alıntıdır...
|