|
|
PROTO-TÜRKLER
:
Bu
ırk, avcı ve savaşçı bir kavimdi. En kutsal hayvan olarak
kartalı kabul ederlerdi. Dağlık bölgelerde yaşayan kavimlerde
görülen kartal hayranlığı proto-Türklerde de bulunmaktaydı.
Bakırı işlemesini öğrenmişler ve bıçak benzeri aletlerin
yapımında kullanmışlardı. Proto-Türk kültürünü temsil ettiği
benimsenen Anav'da, bugünkü Türkmenistan'ın başkenti Aşkabad
çevresinde ilk kültür tabakasına yaklaşık olarak altı bin yıllık
bir geçmiş biçilmiştir. Anav kültürünün dördüncü katı ise milat
yıllarına rastlamaktadır. Tarihçiler genel olarak Orta Asya
kavimlerinin kültürlerini Anav uygarlığı tabakalarına göre
tarihlendirmeye ve bu tabakalarla karşılaştırmaya çalışırlar.
Milattan önce iki binlerde Altay'larda uygarlık iyice
canlanmakta, çeşitlenmekte ve giderek zenginleşmektedir. Bakırın
yanında tunç ve altın işlenmekte, bıçakların yanı sıra yüzük ve
bilezik gibi süs eşyası yapılmaktadır. Bu dönemde dünyanın altın
merkezi Altaylar görünmekte ve bu endüstriyi proto-Türkler
yürütmektedir. Bu kavim sonraki yıllarda Sibirya Ovası'nın
güneyine doğru taşmıştır. Milattan önce iki bin yılları
kalıntıları Güney Sibirya bölgesinde bulunmuştur. Proto-Türkler
göçebe bir kavim olduklarından yerleşik yaşam biçimini ender
zamanlarda göstermektedirler.
Proto-Türk sanatında asıl öğe hayvan motifleridir. Bu
motifler çok incelikli yöntemlerle işleniyor ve hemen her eşyada
kullanılıyordu. Hayvan üslubu göçlerle beraber Kuzey Karadeniz
bölgelerine doğru yaygınlık kazanıyordu. Proto-Türkler giderek
askeri ve siyasal güç kazanıyor, Moğollar ve Mançular gibi
çevrelerinde yaşamakta olan kavimleri egemenlikleri altına
alıyorlardı. M.Ö. 1700'lere doğru Çin tarih kaynakları
proto-Türkler'den söz etmeye başlarlar. Bunun da nedeni
proto-Türk kavimlerinin Çin bölgesini tehdit eder bir duruma
gelmeleridir. Türklerin tarih öncesi çağları M.Ö.200'lere kadar
uzanmaktadır. Bu yıllarda ortaya Teoman veya Tuman Yabgu adlı
bir hükümdar çıkarak çevredeki Türk boylarını bir araya toplar.
Tarihte Büyük Türk Hakanlığı denilen büyük ve sürekli Orta Asya
İmparatorluğu böylece tarih sahnesine çıkar. Sonraları Oğuz Han
denen Mete bu ilk Türk hükümdarı Teoman Yabgu'nun oğludur. Oğuz
Han, ilk Türk İmparatorluğu'nun sınırlarını sonraları Pasifik'
ten Hazar Denizi'ne, Sibirya buzullarından Çin ve Kuzey
Hindistan'a kadar genişletir, Asya Kıtası'nın yarısından
fazlasını egemenliği altına alır. Türklerin bu ilk imparatorluğu
başındaki hanedanın adı nedeniyle "Kun" veya "Hun" adıyla
anılmaktadır. Başlangıçlarda Türk adı Türkçe konuşan kavimlerden
birisinin adı idi. Sonradan bütün Türkçe konuşanlara Türk adı
verilmiştir. Sözcüğün anlamı "güçlü" demektir ve ilk başlarda "Türük"
olarak söylenmekteydi. Bu sözcük ilk kez M.Ö.1400'lerde Çin
belgelerinde geçmektedir. Gene Çin tarihinden öğrenildiğine göre
Türkler M.Ö. 700'lerde Çin topraklarını ele geçirmeye
başlamışlardır.
Türk tarihinin karanlık dönemlerine ait bulunan izler
bazı Türk destanlarına yansımıştır. Ergenekon destanında
Türklerin düşmanlarınca küçük bir alana sıkıştırıldıktan sonra
çoğalmaları, demir madenini eriterek, dışarı çıkmaları ve
dünyaya açılmaları konusu Türk tarihi açısından çok önemlidir.
Türklerin birçok kavmi egemenlikleri altına alarak büyük
imparatorluklar kurmaları en eski çağlarda bile yabancı
ulusların dikkatini çekmiş ve tarih belgelerine geçmiştir. Türk
tarihi açısından birinci derece kaynak olan Çin belgeleri
Türklerin cihangirlik özelliğini açıklamada gerçekçi davranmış
ve bunu günümüze yansıtmıştır. Çinlilere göre Türkleri yabancı
kavimlere egemen kılan, onların iyi ata binmeleri yani süvarilik
karakterleridir. Atlı Türk ordusu o çağların en ileri ve
gelişmiş öğesi olarak en geniş ülkeleri ele geçirebilmiştir.
Ayrıca Türklerin demir, bakır ve altın gibi madenlere sahip
olmaları ve bunları en ileri biçimlerde işleyebilmeleri de
onlara üstünlük kazandırmıştır. Atı ve madenleri iyi
kullanabilen Türkler, cihangirlik karakterleriyle de kısa
zamanda tüm Asya'ya yayılmışlardır. Bu yayılmalar daha sonraki
dönemlerde birçok Türk devletini tarih sahnesine getiren en
önemli öğe olmuştur.
|