|
|
LOZAN
ANLAŞMASI
Kurtuluş Savaşı'nın sonunda Mudanya Mütarekesi imzalanmış, bundan az
sonra, 22 Ekim 1922'de Türkiye barış görüşmelerine çağrılmıştı.
Mudanya Mütarekesi'nde de Türk heyetine başkanlık etmiş olan ismet
Paşa (İnönü), dışişleri bakanlığına getirilerek Lozan'a gidecek Türk
heyetine başkan atandı. Lozan Konferansı'nda İngiltere'yi Lord
Curzon, İtalya'yı Mussolini, Yunanistan'ı Venizelos, Fransa'yı
Poincare temsil ediyordu.
Dikenli Sorunlar
Sevr Antlaşması'na göre Türkiye'nin doğusu Ermenilerle Kürtlere,
güneydoğu illeri Fransızlarla İngilizlere, Antalya dolayları
İtalyanlara, Batı Anadolu ve Trakya Yunanlılara veriliyor, Boğazlar
barışta ve savaşta serbest olmak üzere Müttefikler'in yönetimine
bırakılıyor, kapitülasyonlar bütün devletlere tanınıyor, Anadolu'nun
yalnız orta ve orta-kuzey kesimi Türklere kalıyordu. Ankara Hükümeti
bu antlaşmayı hiç bir zaman tanımadı ve bağımsızlık için sonuna
kadar savaşılacağını bütün dünyaya ilân etti.
Savaşı kazanıp barış masasına oturduğu zaman başta kapitülasyonlar
ve Osmanlı borçları olmak üzere Sevr Antlaşması'nda yer alan birçok
hüküm yeniden Türkiye'nin önüne sürüldü. Türkiye'nin Birinci Dünya
Savaşı'ndan önceki sınırlar üstünde bir iddiası yoktu, ama Misak-ı
Milli'den de fedakarlık edemezdi. Yabancılara verilen eski
ayrıcalıkların hepsi kalkmalıydı. Batılılar bu şartları kabul etmek
istemediler ve 4 Şubat 1923'te görüşmeler kesildi.
Sonuç
23 Nisan 1923'te görüşmeler yeniden başladı. Sonunda Türkiye'nin
istekleri kabul edilerek 24 Temmuz 1923'te antlaşma imzalandı.
Başlıca hükümleri şöyle özetlenebilir: Türkiye'nin sınırları, Irak
kesimi (Musul) dışında Misak-ı Milli'de çizildiği gibi olacak,
Yunanistan savaş tazminatı olarak Edirne yakınındaki Karaağaç'ı
Türkiye'ye bırakacaktı, fiğe Denizi'nde Bozcaada ile Gökçeada
Türkiye'ye verilecek, Midilli, Sakız, Sisam gibi Anadolu'ya yakın
adalar, askersizleştirilmek şartıyla Yunanistan'a bırakılacaktı.
Türkiye'deki Rumlarla, Yunanistan'daki Türkler yer değiştirecek,
Batı Türkleriyle İstanbul Rumları bu değişimin dışında tutulacaktı.
Kapitülasyonlar her yönüyle son bulacaktı. Musul ve Osmanlı borçları
konusu barış antlaşmasından sonra taraflar arasında çözülecekti.
Çanakkale ve İstanbul boğazları silâhsız bölge olacak, ancak savaş
halinde silahlandırılacaktı (Türkiye aleyhine olan bu madde 1936
Montrö Antlaşması'yla ortadan kalkarak, Boğazlar kayıtsız ve şartsız
Türk egemenliğine geçmiştir). Türkiye'deki yabancılar ve yabancı
kurumlar Türk yasalarına göre yönetilecekti.
Böylece Lozan Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin kabullendiği Sevr
Antlaşması'nın Türkiye'yi bölüp parçalayan, egemenliğinden eden ağır
hükümlerini ortadan kaldırarak Kurtuluş Savaşı ile kurulan yeni Türk
Devleti'nin egemenlik ve bağımsızlığını bütün dünyaya kabul ettirdi.
«Üstün asker, Üstün diplomat!»
Lozan Barış Konferansı'na Fransa adına katılan general Pelle, Türk
başdelegesi general İsmet İnönü için şunları söylemişti: «Üstün bir
asker olduğu kadarda üstün bir diplomat! Az söylüyor, öz söylüyor.
Bir şeye olmaz! dediği zaman, biliyorsunuz ki o şey olmaz'dır; artık
onu yaptırmamağa uğraşacaktır. Onun için görüşmelerde, peki kabul
ediyorum dediği zaman rahatlık duyardım. Hayır! dediği zamansa büyük
bir çekişmenin başlamak üzere olduğunu anlardık».
Altın Kalem
Lozan Barış Antlaşması Rumini Sarayı'nda yapılan büyük törende
imzaya sunulduğu zaman önce Türkiye Cumhuriyeti'nin başdelegesi
İsmet Paşa yerinden kalktı, masaya doğru yürüdü, tam ortasına
gelince durdu. Sağ elini ceketinin iç cebine götürerek oradan renkli
bir mahfaza çıkardı, açtı, içinden bir altın kalem aldı ve Gazi
Mustafa Kemal'in antlaşmayı imzalamak üzere kendisine gönderdiği bu
tarihi kalemle, ayakta, biraz eğilerek, genel sekreter Massigli'nin
önüne koyduğu antlaşmaya, 24 Temmuz 1923, tam saat üçü dokuz geçe
imzasını attı».Ali Naci Karacan, Lozan adlı kitaptan.

İsmet Paşa, Lozan dönüşü İstanbul'da general Refet Bele tarafından
karşılanırken.
|