|
|
Bozkır Türkleri'nin yani Eski
Türkler'in din inançları üç noktada
toplanır:
Yir-Sub'lar (Yer-Su'lar; doğa
güçleri).
Atalar kültü.
Gök Tanrı inancı.
Fakat Şamanlık, bu listeye dahil
değildir. Çünkü temel Eski Türk
inançlarında şamanlığın yeri yoktur.
Her ne denli, zamanımızda Türkler'in
eski dinleri şamanlık gibi
gösterilse de işin aslı böyle
değildir. Bunun neden ve kanıtları
aşağıda sıralanmıştır.
Öncelikle konu abartılmış bir
durumdadır. Türkoloji ile ilgili
araştırmalar Altay Türkleri arasında
başlamıştır. Türkoloji araştırmaları
başladığında, Altay Türkleri
şamanlık inancına bağlı
bulunuyorlardı. Bu nedenle sanki
Altay Türkleri, saf Eski Türk
kültürünün biricik yaşayan
temsilcileri gibi kabul edilerek,
Eski Türkler'in milli dininin
şamanlık olduğu görüşü zihinlerde
egemen olmağa başlamıştır. Fakat
konu derinlemesine incelendiğinde
işin doğrusunun bu olmadığı
anlaşılır. Bir kere Altay Türkleri,
Eski Türk kültürünün bozulmamış
temsilcileri falan değillerdir.
Altay Türkleri'nin Yaratılış
Efsanesi incelendiğinde durum gözler
önüne serilir. Altay Türkleri'nin
dünyanın ve insanın yaratılışı ile
ilgili rivayetlerinin hiçbiri
Türkler'in kendi öz düşüncelerinin
ürünü olmayıp, türlü dinlerin
etkilerinin karışmasından ortaya
çıkmış bir tasavvurlar örgüsüdür.
Örnek olarak, Altay Türkleri'nin
yaratılış efsanelerinde geçen özel
adların birkaçı dışında hepsi
yabancı kökenlidir: Kuday, Kurbustan,
Matmas, Mangdaşire, Maytere...vb.
Altay Türkleri'nin din gelenekleri
başta Budacılık olmak üzere Hint,
İran, Yunan ve Yahudi efsaneleri ile
Moğol döneminde ortaya çıkan kimi
öykülerin içiçe girmesinden
oluşmuştur; bunlara Eski Türk
inançlarından da bazı kırıntılar
katılmış olabilir. Benzer bir durum,
Yakut Türkleri'nin dini inanç ve
efsaneleri için de söz konusudur.
Yani Altay ve Yakut Türkleri'nin
inançlarını ve efsanelerini, Eski
Türkler'in inanç ve geleneklerinin
günümüzde yaşayan bozulmamış
örnekleri olarak düşünmek son derece
yanlış olup, böyle bir davranış Türk
kültürünü dar bir çerçeve içine
hapsetme çabasından ibarettir. Ne
yazık ki günümüzde Türkler arasında
bile Altay ve Yakut mitolojilerinin,
Türkler'in has gelenekleri olduğu
düşüncesi egemendir. Fakat Eski Hun
ve Gök-Türk toplumu incelendiğinde
durumun böyle olmadığı
anlaşılmaktadır. Altay ve Yakut
mitolojisinin ürünlerinin köklerine
Hun ve Gök-Türk geleneklerinde
rastlanmaz. Eğer Altay ve Yakut
mitolojisi saf Türk kültürünü temsil
etse idi, bu mitolojilerin
motiflerinin Hun ve Gök-Türk
inançlarından kaynaklanmaları ve bu
kaynaklanmanın da birtakım
kanıtlarının olması gerekirdi ki
böyle bir şey söz konusu değildir.
Bütün bunlara bağlı olarak Altay ve
Yakut şamanizmi eski milli Türk
kültürünün temel direği değildir ve
Eski Türkler'in milli dinleri de
şamanizm falan değildir.

Türk olsun olmasın, Orta Asya
halklarında şamanın din törenindeki
görevi yalnızca icracılıktır. Birçok
dini törene de (mesela Tanrı'ya
kurban sunulmasına) şaman katılmaz.
Geç devirlerde Türkler arasında
yayılan şamanlık, Türkler'in Gök
Tanrı inancına dokunamamıştır.
Şamanizm hakkında araştırmaları
bulunan M.Eliade, Ulu Tanrı söz
konusu olduğunda şamanlığın adeta
sırıttığını söyler. Yakut
Türkleri'nde Gök Tanrı kavramının
karşılığı olan Tangara Kayra Han ile
de şaman pek meşgul olmaz. Aslında
şamanizm, bir din değildir; yalnızca
bir uygulamadır ve hemen hemen her
dinin içinde yaşar. Şaman; ruh, cin,
şeytan, peri ve ölülerle uğraşan,
hastalara şifa vermeğe çalışan,
ölülerin yaşayanlara zarar
vermemesini sağlayan, insanların
dert ve dileklerini gök ve yer
altındaki ruhlara ileten kişidir.
Görüldüğü gibi şamanlığın
nitelikleri din ile değil büyücülük
ile bağdaşır. Şaman asla ruha
aracısız olarak müdahale edemez,
hastalık ve talihsizlik söz konusu
olmadığında şamana iş düşmez ve
Tanrı ile ilgili uygulama ve
ibadetlerde şaman rol almaz.

Şamanlar tarihin her döneminde ve
her dinde yer almışlardır. Mesela
bugünkü Türkiye'de yaşayan ve
cinlerle irtibat kurduklarını
söyleyip kendilerine medyum sanını
yakıştıran kişiler de aslında birer
şamandırlar. Onlar da aynen şamanlar
gibi cinleri/kötü ruhları
insanlardan uzaklaştırdıklarını ya
da insanlara musallat ettiklerini
söylemektedirler. Bir örnek olarak
Medyum Memiş gösterilebilir. Yani
eski şaman tabirinin yerine medyum,
ruhçu gibi adlar konmuş ama
uygulamanın özü aynı kalmış
durumdadır.
Anlaşılacağı üzere, dinden çok büyü
niteliği taşıyan ve esasta bir
Bozkır-Türk inanç sistemi olmayan
şamanlığın Eski Türkler'in Atalar
Kültü, Yir-Sub inançları ve Gök
Tanrı kavramı ile ilgisi yoktur.

Kimi araştırmacılar, Eski Türkçe'de
bulunan ve din adamı anlamına gelen
kam sözcüğü ile şaman sözcüğünün
aynı kavramı ifade ettiklerini öne
sürseler de, şaman kelimesinin
Türkçe bir kelime olmamasının
kanıtlanmasından sonra bu görüş
geçerliliğini yitirmiştir. Şaman
kelimesi bir Hint dili olan
sanskritçedeki sramana sözcüğünden
kaynaklanmaktadır; sramana'nın
anlamı ''dilenci rahip''tir. Bazı
araştırmacılar şaman sözcüğünün
Mançu dillerinden kaynaklandığını
ileri sürmektedirler. Ama, bu
sözcüğün kaynağı hangi dil ve kültür
olursa olsun kesinlikle öz Türkçe
değildir ve Eski Türkçe'deki kam
kelimesi ve kam kelimesinin ifade
ettiği kavram ile de bir ilgisi
yoktur. Eski Türkçe'deki kam sözcüğü
din adamı anlamına gelmekte olup
büyücü şamanlarla herhangi bir
ilgisi yoktur.
Şamanlığın en büyük özelliği, nüfüz
ettiği bölge halkının ruh âlemine
bürünme yeteneğidir. Bu yüzden
şamanlık, bütün kültür ve dinlere
bulaşmıştır. Ama şamanlık, kendini
gizler ve içinde yaşadığı dinin
gelenekleri içinde saklanır.
Şamanlığın bu müthiş uyum ve kendini
gizleme yeteneği sonucunda, dinlerin
içinde yeni oluşumlar ortaya çıkar.
Fakat bu yeni oluşumlar artık o
dinin öz nitelikleri gibi düşünülür.
Sonuçta adlar değişir ama
uygulamalar devam eder ve şamanizm
de kamuflaj ve uyum yeteneği
sayesinde varlığını sürdürür. |