|
|
Ermeni Meselesi Nedir ?
GENELKURMAY BELGELERİNDE
ERMENİ SORUNU
1. GENELKURMAY BELGELERİNDE ERMENİ SORUNU
1960'lı yılların ikinci yarısından itibaren,
çeşitli ülkelerde yerleşik olan Ermeni grupların, Türkiye aleyhine
başlattıkları karalama kampanyaları ile varlığını hissettiren sözde
Ermeni sorunu, 1973'den sonra "Kanlı Ermeni Terörizmi"ne
dönüşmüştür.
Bu tarihten itibaren Türkiye'ye yönelik Ermeni faaliyetleri, "Dört
T" planı çerçevesinde uygulamaya konulmuştur. bu plan, sözde Ermeni
sorununun tüm dünyada tanıtılması (terörizm ile), tanınması
(soykırımın kabulü aşaması), tazminat alınması (Türkiye'den) ve
toprak elde edilmesi (Türkiye'den) aşamalarını içermektedir.
Bugün, maksatlı olarak gündemde tutulmaya çalışılan sözde Ermeni
sorununun ne derece mesnetsiz olduğunu ve ne tür çıkar kaygıları ile
ortaya atıldığını daha iyi anlayabilmek için tarihsel gelişiminin
incelenmesinde fayda görülmektedir.
2. ERMENİ KİMLİĞİ VE TARİHTE TÜRK-ERMENİ
İLİŞKİLERİ :
Tarihte, "Ermenistan neresidir? nerede başlar?
ve nerede biter?" sorularına cevap vermek çok güçtür. ansiklopedik
kaynaklarda; Erivan, Gökçegöl, Nahcıvan, Rumiye gölü kuzeyi ve Mako
bölgesine, yukarı memleket anlamına gelen Armenia, bu yörelerde
yaşayan halka ise Ermeni denildiği yer almaktadır.
Ermeni tarihçilerin bir kısmı, M.Ö. altıncı yüzyılda kuzey Suriye ve
Kilikya bölgesi'nde yaşayan Hititlerden olduklarını, bir diğer kısmı
ise Nuh'un oğullarından Hayk'a dayandıklarını iddia etmektedir.
Bunun yanında, Ermenistan denilen coğrafyada yerleşen ve bugün
Ermeni diye adlandırılan toplumun, bölgenin kesin olarak neresinde
yaşadıkları, sayıları ve aynı yörede ikamet eden diğer unsurlara
kıyasla nüfus oranları bilinmemektedir.
Görülüyor ki, Ermeni tarihçileri bile kökenleri konusunda fikir
birliği içinde değildir. O halde tarih boyunca millet ve bağımsız
bir devlet olma vasfını yakalayamayan bu toplumun, herhangi bir
bölgeye "vatanımızdır" demeleri mümkün görülmemektedir. "Büyük
Ermenistan" hayalinin de, tamamen yayılmacı bir düşüncenin ürünü
olduğu değerlendirilmektedir.
Tarihsel olarak bakıldığında, Ermenilerin sırasıyla, Pers, Makedon,
Selefkit, Roma, Part, Sasani, Bizans, Arap ve Türkler'in hakimiyeti
altında yaşadıkları görülür. Ermeni derebeyliklerinin bir çoğu,
bölgeye hakim olan ve/veya Ermenileri kendi saflarına çekerek
kullanmak isteyen devletler tarafından kurdurulmuştur.
1071'de Türk hakimiyetine giren Ermeniler'i, Bizans'ın zulüm
idaresinden kurtaran ve onlara insanca yaşama hakkını bahşeden,
Selçuklu Türkleri olmuştur. Fatih döneminde ise, Ermenilere din ve
vicdan hürriyeti verilmiş, Ermeni cemaati için dini ve sosyal
faaliyetlerini yönetmek üzere Ermeni patrikliği kurulmuştur.
Ermeni patriği, kendi yetkisiyle ruhani reisleri azlediyor, dini
ayinleri yasaklıyor, kendi adamlarından haraç toplayabiliyor, nikah
işlerini yürütebiliyor ve hapis cezaları verebiliyordu.
Ermeniler, 19 uncu yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı idaresinde, Türk
insanının hoşgörüsünden de yararlanarak, adeta altın çağlarını
yaşamışlardır. Askerlikten muaf tutulan ve kısmen vergi muafiyeti
tanınan Ermeniler, ticaret, zanaat ve tarım ile idari mekanizmalarda
önemli görevlere yükselme fırsatını elde etmişlerdir. Rum isyanından
sonra boşalan Osmanlı hariciyesine yerleştirilen Ermeniler'e Osmanlı
devleti'ne hizmetlerinden dolayı "milleti sadıka" adı verilmiştir.
Bu nedenle 19 ncu yüzyılın son çeyreğine kadar Osmanlılar'ın bir
Ermeni sorunu olmadığı gibi, Ermeni tebaa'nın da Türk
yöneticileriyle halledemedikleri bir mesele mevcut değildir.
3. ERMENİ SORUNU NEDİR ?
Osmanlı devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her
konuda Avrupa'nın müdahalesine maruz kalınca, Türk - Ermeni
ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Batılı ülkeler
Osmanlı devleti'ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için
Ermeniler'i Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir.
Özellikle Avrupa'nın bazı büyük devletleri "ıslahat" adı altında bir
yandan Osmanlı devleti'nin iç işlerine karışırken, bir yandan da
Ermeniler'i, Osmanlı yönetimi'ne karşı teşkilatlandırmışlardır.
Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni
komiteleri ile Ermeni kiliseleri'nin kışkırtıcı faaliyetleri
sonucunda, Ermeni toplumu yavaş yavaş Türkler'den uzaklaşmaya
başlamıştır.
Türkler'in iyi tutumuna karşın, yabancı devletlerle ittifak etmek
suretiyle Türkler'le mücadeleye başlayan Ermeniler, batı'nın
desteğini alabilmek için kendilerini "ezilen bir toplum" olarak
göstermeye ve "Anadolu üzerindeki egemenlik haklarını Türkler'in
gasp ettiği"ni dile getirmeye başlamışlardır.
Islahat fermanı ile müslümanlar ve gayri müslimler eşit statüye
getirilince ayrıcalıklarını kaybeden Ermeniler, 1877 - 1878 Osmanlı
- Rus Savaşı sonunda, Rusya'dan "işgal ettiği doğu Anadolu
topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya
Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını" talep etmişlerdir. Bu
isteklerle birlikte Ermeni sorunu ilk kez ortaya çıkmaya ve uluslar
arası bir şekil almaya başlamıştır.
Ermeniler, bu kez Ruslar ve İngilizler tarafından kullanılmaya
başlanmış ve ingiltere'nin elinde, Rus yayılmacılığına karşı bir
ileri karakol vazifesi görmüşlerdir. İngiltere ve Rusya tarafından
tarih sahnesine sunulan Ermeni sorunu, aslında emperyalizmin Osmanlı
imparatorluğu'nu yıkma ve paylaşma politikasının bir uzantısıdır.
4. ERMENİ İSYAN VE KATLİAMLARI :
Ermeniler'e sırasıyla, Anadolu'da; "Kara Haç",
"Armenakan" ve "Vatan Koruyucuları", Cenevre'de; "Hınçak",
Tiflis'te; "Taşnak" komiteleri kurdurulmuştur. bu komitelere hedef
olarak doğu Anadolu toprakları, amaç olarak ise Osmanlı
Ermenileri'nin birliği gösterilmiştir.
Bu amaçla kışkırtılan Ermeni komiteleri, ilk olarak 1890 erzurum
isyanı olmak üzere, Kumkapı gösterisi, Kayseri, Yozgat, Çorum ve
Merzifon olayları, Sason isyanı, Bab-ı ali gösterisi, Zeytun ve Van
isyanı, Osmanlı Bankası'nın işgali, Abdulhamit'e suikast taşebbüsü
ve 1909 Adana isyanlarını çıkartmışlardır. Bu isyanlar sırasında,
1914'de Zeytun'da 100, 1915 van olaylarında 3000 ve 1914-1915 muş
olaylarında 20.000 tür, Ermeni mezalimi sonucu hayatlarını
kaybetmiştir.
Ermeniler, Türk halkına en büyük zararı, Birinci Dünya Savaşı
sırasında giriştikleri katliamlarla vermiştir. Bu dönemde Ermeniler;
Ruslar hesabına casusluk yapmış, seferberlik gereği yapılan askere
alma çağrısına uymaksızın askerden kaçmış, askere gelip silah altına
alınanlar ise silahları ile birlikte Rus ordusu saflarına geçerek,
"vatana ihanet" suçunu topluca işlemişlerdir. Daha seferberliğin
başlangıcında, Türk birliklerine karşı saldırıya geçen Ermeni
çeteleri, Türk köylerine baskınlar düzenlemek suretiyle sivil halka
büyük zarar vermişlerdir. Örneğin Van'ın Zeve köyü'nün bütün halkı,
kadın, çocuk ve yaşlı demeden, Ermeniler tarafından öldürülmüştür.
5. TEHCİR KANUNU, UYGULAMASI VE SÖZDE ERMENİ
SOYKIRIM İDDİASI:
Osmanlı Hükümeti'nin bütün iyi niyetine rağmen,
ülkede Ermeni olaylarının giderek yoğunluşması, savunmasız kalan
Türk kadın ve çocuklarına Ermeni saldırılarının artması ve ordunun
bir çok cephede savaş halinde bulunması nedeniyle mahalli isyanların
topyekün bir ihanete dönüşmemesi için, cephe gerisinin emniyete
alınması ihtiyacı doğmuştur.
Bu maksatla, 24 Nisan 1915'de Ermeni komiteleri kapatılmış ve
yöneticilerinden 2345 kişi, "devlet aleyhine faaliyette bulunmak"
suçundan tutuklanmıştır. Ermenilerin her yıl "sözde soykırım anma
günü" olarak andıkları 24 Nisan, bu tarih olup tehcirle alakalı
degildir."
Komitelerin kapatılması, ele başlarının ve bazı teröristlerin
tutuklanması, olayları yatıştıracağına daha da şiddetlendirmiştir.
Osmanlı Hükümeti son insani çare olarak; savaş bölgelerindeki halk
ile Osmanlı Devleti'ne karşı casusluk ve hiyanetleri görülenlerin,
ayrı ayrı -veya birlikte savaş alanlarından uzak yerlere "sevk ve
iskanı" için 27 Mayıs 1915'de "tehcir kanunu"nu çıkarmıştır.
Göçe tabi tutulanlar, imparatorluk sınırları
içinde Ordu-Kastamonu, Ankara-Niğde, Malatya-Maraş,
Diyarbakır-Urfa-Adana ve Suriye-Irak bölgelerine gönderilmiş olup,
1916 Ekim sonuna kadar toplam 702.900 kişinin göç ettirildiği
belgeleriyle sabittir.
1914 yılı resmi verilerine göre Osmanlı Devleti'nde 1.234.671 Ermeni
nüfusu bulunmaktadır. bu sayı Ermeni patrikhanesi'ne göre 2.5
milyon, lozan konferansı Ermeni heyetine göre 2.2 milyon, Fransız
sarı kitabı'na göre 1.5 milyon, Britannica'ya göre 1.5 milyon, ve
İngiliz yıllığına göre 1 milyon olarak belirtilmektedir.
Buna göre en fazla 700.000 kişinin göçe tabi
tutulduğu bir yer değiştirme olayında, Ermenilerin iddia ettiği gibi
2-3 milyon kişinin öldürülmesi mümkün değildir. çünkü, zaten Osmanlı
devleti içinde 1.230.000 civarında Ermeni bulunmaktadır. bunun da
ötesinde eğer Osmanlı devleti Ermeni tebaasından kurtulmak
isteseydi, bunu asimilasyon yoluyla halledebilirdi. oysa açıklandığı
üzere Ermeniler, imparatorluk içerisinde Türklerden bile rahat bir
yaşam sürdürmüşlerdir.
0 halde sözde Ermeni soykırım iddiası tamamen
uydurma olup, hiç bir belge ve kanıta dayanmayan, hukuki zeminden
yoksun olan ve Türk düşmanlığı üzerine bina edilen, gerçek dışı, bir
hayal ürünüdür.
Asoghik ve Mateos'dan Voltaire, Lamartine,
Claide Farrere, Pierre Loti, Nogueres, İlone Caetani, Philip Mashall
Brown, Michelet, Sir Charles Wilson, Politis, Arnold, Bronsart, Roux,
Grousset, Edgar Granville, Garnier, Toynbee, Price, Bombaci'ya kadar
uzanan ve bazılarına hiç de Türk dostu damgası vurulmayacak pek çok
tarihçi ve yazar Türklerin bu konudaki hakkını teslim etmişlerdir.
Nitekim ABD'li Ermeni profesör Hovannısıan,
1982 yılında Münih'te yapılmış olan "dünya Ermenilerinin problemleri
kongresi'nde bu gerçeği, "Ermeni soykırımı ispatlanamamıştır.
Soykırım hukuken geçersizdir ve zaten zaman aşımına da uğramıştır"
şeklinde dile getirmiştir.
Ayrıca, 1998 Haziran ayı içerisinde İngiliz Hükümeti, lordlar
kamarasında Ermeni soykırımına ilişkin sorulara maruz kalmış ve
bunlara yazılı olarak, "Türk Hükümeti'nin Ermeni tebasını yok etmeye
dair bir kararının mevcudiyetine ilişkin bir kanıt bulunamadığından,
İngiliz Hükümeti, 1915 olaylarını soykırım olarak tanımamıştır"
yanıtını vermiştir.
ABD'li Prof. Bernard Lewis ve Prof. Stanford Shaw da, sözde Ermeni
soykırımının gerçek olmadığı konusundaki tezleri nedeniyle,
Ermenilerin yoğun tepkisine maruz kalmıştır. soykırım iddiasına
Bernard Lewis, 1993 yılında "Le Monde" gazetesinde yayımlanan
makalesinde şöyle değinmiştir: "Osmanlı Hükümeti'nin Ermeni ulusuna
karşı kitlesel imhayı öngören bir planı olduğunu gösteren geçerli
kanıt yoktur. Türklerin "tehcire" (Ermeni halkın savaş alanından
alınarak başka yerlere gönderilmesi) başvurmalarının meşru nedenleri
vardır. Çünkü Ermeniler, Osmanlı topraklarını işgal eden Rusya ile
ittifak halinde Türklere karşı çarpışıyorlardı". Yine Dr. Karakın
Pastırmacıyan'ın "Anadolu'yu sarkı şimendifer meselesi" adlı
kitabında, Erzurum çevresinde yaşayan 15.000 civarındaki Ermeninin
kendi isteğiyle Türkiye'yi terk ettiği, Ermenilere Türkler
tarafından baskı yapılmadığı ve soykırım gibi bir muamelenin
olmadığı yer almaktadır.
6. SOYKIRIM NEDİR? ÖRNEK SOYKIRIM OLAYLARI :
Soykırım; ırk, milliyet, etnik ve din
farklılıkları nedeniyle insan gruplarının yok edilmesidir. bu suç
direkt olarak bir hükümet tarafından veya onun rıza göstermesi ile
işlenebilir. Birleşmiş milletler genel kurulu dünyada soykırım
suçunu önlemek ve cezalandırmak için 1948'de "soykırım sözleşmesi'nı
kabul etmiş ve Türkiye de bu sözleşmeye 1950 yılında taraf olmuştur.
Soykırım dendiği zaman, II nci dünya savaşı boyunca Nazilerin
Yahudilere ve diğer etnik gruplara karşı giriştikleri kitlesel kıyım
akla gelir. 1939 ila 1945 yılları arasındaki dönemde, 5-6 milyon
Yahudi, 3 milyondan fazla Sovyet savaş tutsağı, birer milyondan
fazla Polonya ve Yugoslavya sivil halkı, 200.000 civarında çingene
ve 70.000 özürlü insanın canına kıyılmıştır. İşte soykırım budur.
Bunlara ilave olarak, birleşmiş milletler'in
önleyici yönde sözleşmesi olmasına rağmen, modern çağda da sayısız
soykırım olayı görülmüştür. örneğin 1965-1966 yıllarında Endonezya
ordusu bir milyon komünisti ve ailelerini öldürmüş, 1975-1979
yılları arasında Kamboçya'da Kızıl Kmerler 1.7 milyon Kamboçyalı'yı
katletmiş, 1994'de Ruanda'da 500.000 Tutsi, Hutular tarafından
öldürülmüş ve 1991'den sonra Bosna-Hersek ile Kosova'da binlerce
müslüman Sırp vahşeti sonucu hayatını kaybetmiştir."
Soykırım suçu, gerçek anlamda yukarıda
örneklenmiş olan olaylarda işlenmiştir. Ermenilerin iddia ettiğinin
aksine, 1915 yılında doğu Anadolu bölgesindeki Ermenilere yönelik
uygulama, sadece güvenliğin sağlanması amacıyla imparatorluk içinde
başka bir bölgeye göç ettirme olup soykırım ile hiç bir alakası
yoktur.
Ermenilerin doğu Anadolu'da savaş ve tehcir
sırasında kayıplar verdikleri doğrudur. ancak bu kayıplar, doğu
Anadolu'da yaşanan savaş ve isyanlar nedeniyle asayişin sağlıklı
olarak sağlanamaması, araç, yakıt, gıda, ilaç yetersizliği, ağır
iklim şartları ile tifüs gibi salgın hastalıkların yol açtığı
tahribat sonucu meydana gelmiştir.
Aslında Ermeniler, geçmişte hakimiyeti altında
yaşadıkları devletlere ihanetlerinden dolayı bir çok kez buna benzer
göç hareketlerine tabi tutulmuşlardır. Sasaniler 379'larda 70.000
Ermeniyi İran'a, Bizanslılar 1025'lerde Doğu Anadolu'daki 40.000
Ermeni'yi Sivas ve Kayseri'ye, Memluklar 1250'lerde 10.000 kadar
Ermeni'yi Mısır'a, 1743'de İranlılar 24.000 Ermeni'yi İran içlerine
ve 1777'de Kırım'ı işgal eden Ruslar bölgedeki binlerce Ermeni'yi
steplere sürmüştür.
Tarih boyunca sayısız göç ve sürgün olayına
maruz kalan Ermenilerin, bunların hiç birini gündeme getirmeden,
sadece 1915'de Osmanlı devleti tarafından son derece haklı
gerekçelerle göçe tabi tutulmalarını sözde soykırım adı ile sorun
haline getirmeleri maksatlı olup, Türkiye'nin bütünlüğünü bozmaya
yönelik politikaların bir ürünüdür. Batılı ülkelerin, Afrika ve
Balkanlar'da yaşanmakta olan gerçek anlamdaki soykırım hareketlerine
seyirci kalarak, sözde Ermeni soykırımına sahip çıkmaları, bunun en
iyi göstergesidir.
7. ERMENİ TERÖRÜ :
Türkiye açısından Ermeni sorununun önemli bir
boyutu, Ermenilerin Türklere karşı silahlı terör metodolojisini
kullanmaya başlamalarıdır. Özellikle Türk devlet adamlarına
yöneltilen bu taarruzi strateji ilk defa 1905'de II. Abdülhamit'e
yapılan bombalı saldırı ile başlamıştır. 1965 yılına kadar sakin bir
dönem geçirdikten sonra, Ermeni lobisinin desteğiyle terör
hareketleri birdenbire tekrar ortaya çıkarılmış, 1972 yılı sonuna
kadar çeşitli ülkelerde 20'ye yakın anıt dikilmiş, basın ve yayın
faaliyetleri programlı olarak uygulamaya konmuştur.
Ermeni terörü, yurt dışındaki Türk görevlilerine, temsilciliklerine
ve kuruluşlarına yönelik silahlı saldırılar şeklinde kısa zamanda
hızlı bir tırmanış göstererek yoğunluk kazanmıştır. Bu dönemde,
Avrupa ve doğu ülkeleri ile Suriye ve Lübnan'da üsler edinen
Ermeniler, Kıbrıs Rumları ve Yunanistan ile işbirliği içine girerek
eylemlerini gerçekleştirmişlerdir.
Ermeni terör örgütleri, dış dünyanın tepkileri üzerine taktik
değiştirerek, PKK terör örgütü ile işbirliğine gitmişlerdir. 1984
yılında cereyan eden Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla, PKK sahneye
itilmiş ve Asala-Ermeni terörü geri plana çekilmiştir.
Ermeni terör örgütlerinin müşterek amacı; her fırsattan yararlanarak
Türkiye'yi istikrarsızlığa sürüklemek ve sözde işgal altındaki
Ermeni topraklarını kurtararak, "bağımsız bir Ermenistan" kurmaktı.
bu gün devlet olma özelliğini elde eden Ermenilerin, söz konusu
isteklerinin değişik başlıklar altında devam ettiği görülmektedir.
8. BUGÜNKÜ DURUM VE SONUÇ :
SSCB'nin dağılmasından sonra, 23 Eylül 1991'de
bağımsızlığını ilan eden Ermenistan Cumhuriyeti, Türkiye'ye yönelik
"sözde soykırım" iddialarını bir devlet politikası haline
getirmiştir. Ermeniler, zulme ve haksızlığa uğramış bir toplum imajı
yaratarak, dünya kamuoyunu başta ABD ve Fransa olmak üzere belli
başlı devletleri ve uluslararası kuruluşları, Ermeni davası lehine
çekmeye çalışmaktadır.
Böylece soykırım iddiaların kabulü ve tesciline
bağlı olarak, Türkiye'den yüklü bir tazminat almak ve son aşamada
ise Türkiye sınırları içerisinde bulunduğunu iddia ettikleri sözde
Ermeni topraklarının iadesini sağlayarak büyük Ermenistan'ı kurmak
yönünde bir siyaset izlemektedirler. Nitekim Ermenistan parlamentosu
23 Ağustos 1990'da kabul ettiği bildiride; "Ermenistan Cumhuriyeti,
Osmanlı Türkiyesi ve batı Ermenistan'da gerçekleştirilen 1915
soykırımının uluslararası kabul görmesi çabasını destekler"
maddesine yer vermiştir.
Sözde soykırımın tanınmasını hedefleyen girişimler, özellikle
Belçika, Fransa, Avustralya, Yunanistan, Lübnan, Kanada, Rusya, ABD
ve Arjantin'de yoğunlaşmış ve bu ülkelerde ardı ardına soykırım
anıtları dikilmeye başlanmış, hatta bazılarının okullarında sözde
soykırım ders olarak okutulmaya başlanmıştır. Bu alanda en önemli
gelişme ise 29 Mayıs 1998'de Fransa meclisi tarafından sözde Ermeni
soykırımının resmen tanınmasına dair tasarının onay için senatoya
gönderilmesidir.
Ter-Petrosyan yönetiminin nispeten ılımlı
tutumundan sonra, Nisan 1998'de Koçaryan'ın cumhurbaşkanı olmasıyla
birlikte, aşırı milliyetçi hareketler serbest bırakılmış, ve
Ermenistan Türkiye ile ilişkilerinde sertlik yanlısı bir politika
izlemeye başlamıştır.
Bunun yanı sıra Koçaryan, yapmış olduğu resmi bir açıklamada;
"soykırımı hiçbir zaman unutmayacaklarını, dünyaya bu trajediyi
hatırlatmak durumunda olduklarını, soykırımın cezasız kaldığını ve
uluslar arası tanıma ile kınamanın layık olduğu şekilde
gerçekleşmediğini" ifade etmiş, birleşmiş milletler genel kurulu'nun
53. oturumunda da bilinen iddialarını tekrarlayarak, Ermenistan'ın
Türkiye ve Azerbaycan tarafından abluka altına alındığını dile
getirmiştir.
Günümüzde sözde Ermeni soykırımı adı ile
bütünleşmiş olarak görünen Ermeni sorununun; Türkiye'den tazminat
almak ve ardından toprak talep etmek, PKK terör örgütüne örtülü de
olsa destek vermek ve Türkiye'ye dost olmayan çevre ülkelerle
ittifak kurmak suretiyle ülkemiz aleyhine faaliyetlerde bulunmak ve
Yukarı Karabağ ile Azerbaycan konusunda uzlaşmaz bir tutum
içerisinde olmak gibi boyutları bulunmaktadır.
Sonuç olarak Ermeni sorunu, Osmanlı döneminde
bu imparatorluğu parçalayarak çıkarlarına ulaşmayı amaçlayan
ülkelerce ortaya çıkarılmış, bu gün ise isimleri değişmekle birlikte
aynı çıkar çevrelerinin Türkiye üzerindeki emellerini
gerçekleştirmek istemeleri ve bölgede güçlü bir Türkiye arzu
etmemelerinden dolayı, çeşitli yönleriyle birlikte sıcak tutulan
sun'i bir sorundur.
|